Cumartesi, Temmuz 24, 2010

sonbahar BEN ve birkaç kişi daha

*bir GÜNİZİ hikayesi*

Sabahları uyandığımda gece gitmiş oluyor şu sıralar sokaklardan.Oysa ben bir süredir hep geceye uyanıyordum. Karanlık henüz güneşe boyanmaya başlamadan kalkıyordum yataktan. Güz geleli beri ve konfetilerini dökmeye başlayalı ağaçlar, uykum beni kandırmaz oldu. Yatak daha bir sıkı sarılmakta bana.

Hafta sonu geldiğinde dışarı kendini atan ben şu sıralar evden hatta odamdan çıkmaz oldum.

Eylül geldiğinde benim içimde birşeyler yer değiştirir. Taşınma izleri canımı acıtır. Üstünü örttüğüm ne varsa tozlu örtülerini üzerime atar. Ben de inadım inat giderim hepsinin üstüne ama bu sene biraz daha güçsüz biraz daha yaşlıyım. Her sene daha zor geliyor bana içimdeki bu güz temizliği. Çünkü geçmişin tozları gözüme kaçıyor, geleceğe ayırdığım yerlere ,sandıklara koyduğum sarı anılar yerleşiyorlar.Neden her güz bunu bana yapıyorlar ???

Biliyorum ki dikiz aynasına arada bir bakmam gerek sürdürebilmem için yaşamı fakat şu sıralar bu biraz zor be...Kafamın allak bullaklığı işime de yansımış durumda. Sabahları kalkamadığım yataktan işe hazırlanmak öyle zor geliyor ki... Aynı şey özel yaşantımda da geçerli. Birşeyleri yapmak istemiyorum. Örneğin şu sıralar yalnız kalmak ve sessizlik istiyorum. İşyerinin eblek stresini, zoraki gülüşleri, anlamsız maskeleri istemiyorum. Anlaşılmak gibi bir derdim yok ama anlamak da istemiyorum kimseyi...

Bütün bu istememe durumları söz konusu olduğunda, çekilmez biri olduğumun farkındayım. Hırçınlığımı üretemememe, konuşamamamı da aslında sessiz kalmak istememe bağlıyorum.

Beni tanıyan dostlarım birbir beni aramaktalar. Biliyorlar ki ekimdeyiz biliyorlar ki GÜZ' deyiz. Zannedersem izin alacağım. Çünkü dostlarim da dahil olamak üzere kimseyle olacak halim yok. Bir de geçmişten gelen bir mektup var ki...

6 yılı tükettiğim bir insanın bana yazdıkları da güz kadar sorumlu bu durumumdan.Neyse ben bencil, sürekli mutsuz, mutlu edemeyen, tatmin edilmeyen doyumsuz bir insanım...O' na göre. Bunları yazan da bir zamanlar benim beraber olduğum insan...İlişkimizi süründürüp bitirdiğimiz ve aslında sadece sevginin yeterli olamayacağı dersini aldığımız şu yaşamda benle olan bağını bu şekilde koparıp giden ve değer verdiğim bir insan. ( Ben ayrıldığım kişilerle arkadaş kalmışımdır çünkü onlarla önce arkadaş olmuşumdur.)

Bana zamanında değer verdiğini hatta sevdiğini söyleyen bir kişi beni bu şekilde itham edebiliyor. Nasıl olabilir'i düşünmekten kaç gecedir kabuslar görüyorum.

Aslında "beklentiler insanı korkudan öldürür" gibi bir felsefeye sahibim. Ama bu konuda zayıf kaldığım insanlar olabiliyor. Bu kişi de onlardan biri. Kimseye birşeyler kanıtlamak zorunda değilim. Aslına bakarsan "ben istemediğim sürece bana kimse gerçekten zarar veremez" diye de düşünen ben bu uzuuuun mektuptan gerçekten zarar gördüm.

Sadece bir akşam önce "nihayet askere gidecek" diye görüştüğüm bu kişi bana kendime iyi bakmamı üzülmemi asla istemediğini yazan kişi, nasıl olur da o kelimeleri bana saplayabilir nasıl???

Aslında bir aşk serüveniydi ve bir aşk ancak siz onu yaşarsanız biterdi...BİTTİ.



sBrY-1998

anlamsız...

bir elimde denizfeneri bir elimde masal
gelmeyeceğin vakti bekledim buluşmayacağımız yerde
insanlar bilmezce baktılar denizfenerime
onlara söylemedim ne olduğunu
gizledim ışığını
kulaklarını dayadılar elimdeki masala
ben anlatmadım onlara
ilk sen uyu diye bu masalla

beş dakika var gelmemene
beş dakika sonra bırakacağım
yanıbaşımdaki ağacın dalına deniz fenerimi
yaprağına da yazacağım masalı
sonra da buluşmayacağımız bu yerden ayrılacağım gerçeğe
o ağaca bırakarak denizfeneriyle masalı

yedi dakika kaldı gelmemene
bir araba daha geçti bir öncekinin arkasından
karşı kaldırımda simit satan çocuk denizfenerimi gördü
kahkahalarıyla güldü
yaşlı bir dede masalıma dokundu
kaçtım o an ihtiyarın yanından, gelmeyeceğin yerin
iki adım ötesine
sensizliğin bir adım daha yanına

oniki dakika kaldı gelmemene
bir karga kondu oturduğum bankın yanındakine
ağzında birseyler geveleyerek bana
uçup gitti yağmur damlalarıyla
gelmeyeceğini söyledi galiba
"ben bunu zaten biliyorum" diyecek oldum
çoktan griye karisip gitmişti
hiç konuşmadan sustum

yirmibir dakika kaldı gelmemene
buluşmayacağımız an gittikçe yaklaşıyor
beklemekten sıkılmıyorum
zaman da bundan haberli sanırım
çünkü şu an gelmemene
tam yirmisekiz dakika kaldi
ben yorgun
denizfenerini ve masalı bırakmaktansa ağaca
koyup beyaz bir zarfa
martı' mla gondermek istedim sana
ama taşıyamadı kanadı ağır geldi anlamı

ben yorgun
zaman anlamsız
ve şimdi
senle buluşmaya bir HİÇ kaldı...

08.06.1997
sabriye miray köroğlu

eSkiden

eskiden yağmurlar eksik olmazdı buralarda
geldim geleli sokaklarda ıslanmadım hiç
cebimde beş kuruş etmeyen günlerle yürüyor
özlüyorum
ıslak dudakları

sevgilim şarap içiyordur şimdi kesin
tıpkı yağmurlar gibi
geldiğimden habersiz
oturmuş yıllanmış koltuğuna elinde bardak
parmağındaysa bardağa değdikçe çınlayan
içinde
hiç tanımadığım o kadının adı kazılı alyansı
hah
ne saçma bir yüzüğe isim verilmesi
sevgilim şarap içiyordur şimdi kesin
o da yağmurlar gibi geldiğimden habersiz
cebimde günlerle yürüyorum
beş para etmez sokaklarda
bir bardan
körkütük çıkmış ruhların geçiyorum yanlarından
selam da vermiyorum
peh
onların da umrundaydı sanki
rüzgar
geceyi sürüklüyor yavaş yavaş
ben beş parasız sokaklardayım
havada nemli tuz kokusu
yerlere bakıyorum kupkuru
oysa
eskiden yağmurlar eksik olmazdı buralarda
ve ben geldim geleli şu sokaklarda ıslanmadım hiç...

15.12.1998
sBrY

su seni kazıdı bana

suya kazıdım adını
dün sabah dolanirken yorgun kıyısında denizin

yağmurun dinmiş hıçkırıkları arasında
suya kazıdım adını
kumda ölüme emanet
bir deniz yıldızını daha verdim dalgalara

kaçtığım şehri boğdum kumlarda
ve suya kazıdım adını

bu gece
bir çınarın koynuna sığınıp
oturduğum akşam rüzgarında
iki damla yağmur yağdı
su
seni kazıdı bana...

sabriye miray köroğlu
08.10.1998

asırlık karanlık

sen eylül olup geleceksin

gece nefes alırken yorulacağım ben
ıslak toprak kokusu örtecek üstümü
ağaçların yapraklarını giyeceğim
insanlar yürürken sokaklarda

sen geçip gideceksin
geldiğin gibi...

sabriye miray köroğlu
05.08.2001

resim

bir resme
kurutulmuş kırmızı güller çizsene bana
son bakışın vedasını söyleyerek uzaklaşsın bahar
resmin yeşil yamaçlarından
elinde kalsın kırmızı güller
gölgen ağacın gölgesinde yitsin

bir yaprağı düşerken çiz
yeşil olsun yaprak
üzerinde de bi damla çiğ tanesi

ben gitmiş olayım
beni çizme

elin gözlerine siperde doğan güneşe
ardımdan bana bakarken çiz kendini
kuru kırmızı güller elinde
tuale yaslanmış yeni günde
ben gitmiş olayım

beni çizme...

sabriye miray köroğlu
12.04.1999

oRtaköy

gün batımıydı karşımda
ağaç dalları arasından
yorgun yere düşen

sevgilimin koynuna sığındığım geceye benzer
bir geceydi ayaklanan gökyüzünde
gün batımının üstünde

ortaköy'de sahilde oturmuş gibi düşündüm seni
ben burada yatağımdayken

aklıma bir şiir geldi
okudum dalgaların sesleriyle
dinler buldum seni
ortaköy'de sahilde oturmuş

gözlerinde buradan gittiğin güne
atıf yapan tuzlu damlalar
koynuna sığındığım geceye
dönmüş bakarken yakaladım seni

kanatların ortaköy'de bir balıkçının ağlarına takılıydı
gün batımıydı ağlarda çırpınıp duran
ağaç dalları arasından...


04.10.1999
sBrY

Cuma, Temmuz 23, 2010

dönüş

hoşgeldin demek isterdim
ama geldin
soğuk suyla yıkanmış bir surat tam karşımda
ve ayakkabılarında tozlanmış bir "hazır dur" ifadesi

yanağını dayamışsın otobüs camına belli
elektrik telleri yol yapmış yüzünde
ellerine asfalt çizgilerinin boyası sinmiş, toprak bulaşmış
yol kokuyorsun sevecen

sanki
uzaklar gözlerine karasular indirmiş
hoşgeldin sevecen...


09.02.2002
sBrY

ilkbahar

yazin kendinden cok gelisini severim. ilkönce günes iliklasir, ruzgarin o sert yuzu yumusar, hava kollarinda sevgi tasir.daglarin duvagini kaldirir yemyesil elleriyle agaclar. takip takistirir butun renkleri doganin süslü pakize cicekleri. sonra... sonra bulutlar kisin gidisine huzunlenerek belki, belki de ilkbaharin sevinciyle gozyaslarini akitirlar kuslarin baris kanatlarina, insanlarin yureklerine. yemyesil bir kalp hizli hizli atmaya baslar. kuslar, bocekler, minik cocuklar yeniden gelmis olan bu güzün ikizi icin serenat yaparlar PAN'in fülütü ile beraber. dansedip sevgilerini yazarlar karanlikta kalmiz duygulara.

oyle guzeldir ki yazin gelisi bir gorebilse insanlar o' nu hic zorlanmayacaklardir artik gulmeye, her gece yıldızlarla korebe oynamaya. cok komik gelebilir kimilerine bir agaca sımsıkı sarilmak. ama zaten sorun, agacin da nefes alan bir hayati oldugunu gorebilmek degil mi?

sen, sımıskı saril hayat agacina, inan o herkesten - belki senden bile - daha iyi korur, o gri bulutlara ve sevgisiz hayata karsi SEN' i.
sabriye miray köroğlu
17.07.1996

sonbahar

sapsari bir sayfadir güz, yıllarin mevsim kitabinda. gunes avuclariyla kendini, rengini sunmustur ona. bu yuzden farklidir diger tum mevsimlerden ayricaliklidir o.

tuval yapip penceleri kendine, oyle bir resim cizer ki paletinden damlayan renklerle, en oaha biçilmezler eskizlesir onunlar. hicbir sairin kalemine sigmayacak siirleri yazar sevgiye, butun notalarin yaninda fakir kaldigi rapsodisi esliginde. kuslar bu rapsodiye sakiyip, ayiciklarla beraber lapa lapa yagan yapraklarin altinda dans ederler.

akcaagac, sonbahar balosu icin yesillerini cikarir ve yepisyeni sarilarini bezenir ozenle. laf aramizda diger agaclar da catlarlar kiskancliktan; onu boyle, goz alici sari bir elbisenin icinde gorunce. hic vakit kaybetmeden onlar da edinir bir tane akcaagacin bu guzelim elbisesinden.

bir cam agaci ve akrabalari bu konuda hep gecikir ve giyemez hicbir sonbahar sari gelinligi. bu yuzden hep yesildirler, fakat guzellik hep yapraklarinda kuşanıktir dort mevsim. ne kar ne de sert ruzgar alabilir yesili onlardan.

sonbahar balosunun butun hazirliklari tamam gibi oldugunda, bulutlar konfetileri ile ruzgarsa uzaklardan getirdigi ozlemle katilir baloya. sonra da balonun gozbebegi sonbahar; elinde tasidigi resim, dilinde sari renkli bir sevgi ve kulaklarimizi oksayan bir ezgiyle - sonabahar rapsodisiyle - girer balo salonundan iceri.

iste; benim tek sevdalim sobahar. gozum pencerede, kulaklarim uzaklarda, sabrin artik yetmedigi bir heyecanla beklerim onu her yil bu zamanlar. bu yuzdendir huzunlu halim ve yaza soguklugum. ben BAHAR cocuguyum.
sabriye miray köroğlu
21.07.1996

ayRılık

kavga ettik ve ayrıldık biz 
yaşayamıyordum onunla 
sürekli ayak altındaydı 
dolanıyordu ayaklarıma her adımımda  
yapamıyordum beh 
kavga ettik ve terkettim bugün ben onu 
yok yok ayrılmadık düpedüz ben terkettim 
sıkılmıştım dilenci gibi yamacımda olmasından 
sevmiyordum da hani kendisini doğruyu söylemek gerekirse 
güvenmiyordu ya bana hiç
hep arkamda takip edip 
sıkıştırıyordu sorularıyla beni
bir gece vakti dayanamadım bağırdım çağırdım 
terk ettim 
benim en eski dostum gölgemi...

03.03.2009
sBrY